Dağınık Seviyor Demek ki... (Bir Ergen Analizi :)

Bir Ergen Ebeveyninin Güncesi adı altında topladığı yazılarıyla ergen anneliğine dair deneyimlerini paylaşan Özlem Alev'in kaleminden :) Yaşasın Ergenlik; Yaşasın Ergen Anneliği!

Ergenimin evde olup olmadığını anlamak çok kolay, yok öyle sesi filan çıktığından değil. Kapanır odasına ipadiyle, saatlerce gıkı çıkmadığı olur. Öyle yüksek sesle müzik sevdası filan da yok, kulaklıkla dinlenir müzik. Ama, evde olduğunu bilirsiniz, daha doğrusu gözünüzden kaçamaz çünkü dağıtır. Her girdiği odayı, tuvalet, mutfak dahil, Eti Canga’nın maymunu girmiş gibi dağıtır. Sakardır, eli muhakkak birşeye çarpar, kırar, devirir.

Odasını zaten saymıyorum ve onun odası diye artık orayı derli toplu tutma sevdasına kapılmamaya çalışıyorum. Zaten lego dönemimizde bu konuda kapsamlı bir eğitimden geçtim. Lego oynanan bir odanın toplu olması mümkün değil. Hele o ana kadar gelmiş geçmiş bütün lego şehirleri doğumgünleri ve yılbaşlarında tüm aile bireyleri tarafından seneler boyunca hediye edilmiş ve hepsi bir dönem yapılıp sonra bozulmuş ve lego kutularına konmuş, ve her seferinde tüm o kutular tepetaklak odanın halısına boşaltılıyorsa o oda asla toplanamaz. İlla ki kıyıda köşede kalır o legolar, yarısı yapılmış lego süper kahramanlar, lego arabalar, evler, mahalleler…

Ergen odasında artık lego dönemi kapanmış, raflarda eski günlerden kalma üç beş lego eser, geri kalan kutular tepelere biryerlere çoktan kaldırılmış durumda. Ama Eti Canga maymununun ruhu dimdik ayakta. Okuldan gelir gelmez striptize başlar ergen. Pantolon daha antrede iniverir bacaklarına, sonra salonda denk getirdiği bir koltuk veya masaya fırlatılır. Nedense çoraplar henüz çıkartılmaz, odaya saklanır o seremoni. Odada çıkar çoraplar ama nedense yerde değil de çalışma masasının üzerinde bulur o çift kendilerini.  T-shirt değiştirilir ve cup yatak. Buraya kadar fena değil, çünkü henüz “beslenme” aşamasına geçilmedi. Karnı daima aç olan ergene en az 2 adet sandwich yapılır ve efsane gazoz veya bir bardak su ile odasına servis edilir. Bu, akşam boyunca oluşturulacak tabak kulesinin temelini oluşturur, üzerine eklene eklene uzar gider bu kule. Yanında sıra sıra bardaklar birikir ve bu durum bizim ergeni hiç mi hiç rahatsız etmez. Kendim söyleyip kendim dinlemekten bıktığım için artık tekrarlamaktan vazgeçtim, “oğlum şunları mutfağa götürsene” demeyi.

Gelelim banyo faslına. Yaşıtlarına göre ve benim ondan beklentimi tepetaklak ederek “hijyenik” bir ergen oldu oğlum. Sık sık yıkanır, parfümlenir, deodorantı eksik olmaz filan. Ama gelin görün ki onun çıktığı banyo, üzerinden sıkı bir fırtına ve hortum geçirmiş gibidir. Yerlerdeki su küvetin içindeki sudan fazladır, bu çocuk acaba küveti kullanmıyor mu diye düşündürür beni. Yıkandıktan sonra, mis gibi el havlumuz bir yer paspasına dönüşmüştür, kurulandığı havlusu banyo tezgahına atılmıştır. Saç fırçası bir yerde, deodorantı başka bir yerde, genelde parfüm ve deodorant kapakları da yerdedir. Neyse oğlan temiz ya, arkasından banyo sihirbazına dönüşen bendeniz, temizlerim. En azından ter kokmuyor diye de avuturum kendimi, e bu da birşey.

Genelde bu “cins” bu yıllarda vaktini odasında geçirdiği için bu dağınıklık salona, benim odama filan genelde taşmaz. Tabii ki okuldan gelince salona fırlatılmış pantolonunu saymazsak.

İşte bu yüzden televizyonda ilk Eti Canga reklamını gördüğümden beri her denk gelişimde gülüyorum, sanki gelip bizimkini çekmişler diye. Biliyorum, hepsi böyle…

 

 

 

 


Yorum Yap