Hayaller Gamze, Hayatlar Anne Mut...

Merhaba Gamze Mut ben!
İkiz annesi olmakla taçlandırılmış bir anneyim. Ek gıdaya geçiş yapmış bebeklerime çorba karıştırırken kucağımda Çağan, tezgahın üzerindeki ana kucağına bıraktığım Nilda'yla birlikte telefonun diğer ucunda konuşmaya çalıştığım arkadaşımın yazmam, blog oluşturmam konusunda yoğun dürtüsüyle gaza gelip, annemut_lu ile yola çıkmaya karar verişimden bahsedeceğim.
Çocuk sahibi olmak istediğimiz dönemde tüp bebek tedavisi gördükten sonra evlatlarimiza kavuşmamız bana annemut_lu'nun kapısını araladı. Çıkış noktam her ne kadar tüp bebek anneleri olsa da, annelik üzerine de yazarak ikizler ve annelerinin kalbini isteyen herkese açtık.
Hayaller Gamze, hayatlar anne Mut.
Anne olmadan yada anneliğin çok başında olan herkes gibi, her şeyin anne babada bittiğine inananıyor ve okkalı cümleler kuruyordum. Oysa soft bir oda, klasik müzik eşliğinde sallanan emzirme koltuğundaki annenin üstü başı gıcır, tertemiz kusmuksuz çarşaflar, huzurlu ve mutlu görüntü sadece bebek bezi reklamlarında oluyormuş azizim.
Ba(ğ)zı makamlar üzerine konuşmak için önce bir dirsek çürütmek gerekiyormuş.
Annelik - babalık gibi...
O zaman Ekşın!
Okkalı cümle sıralamaları gelsin ;)
"Kırk gün beklemem!"
Kırk uçurmak, kırk beklemek ve türevleri gibi sayılara verilmiş manalar hiç bana göre değildi. Doğum furyasını atlattığım gün dışarıdayız. Kırk gün de ne?, diyordum. Lohusa kafasıyla ve girdiğim bir günlük lohusa hüznüyle bünye double effect olmuş, fikrim değişmişti. Kırk gün beklemem gerektiği konusunda uyaranların yanında saf tuttum. Çünkü neden tutmayım? Çünkü duygusal depremler yaşayan yeni anne kafası :)
Kırk günün sonunda ne değişti derseniz? Çok keskin bir değişiklik olmadı. Sadece ilk günden daha iyi hissetmeye başladım.
"Sallamadan uyuyacaklar"
Hahaytt!
Bu yöntemi 1 yaşına kadar uygulamadığım için kendimi kısmen başarılı görüyor, takdir ediyor ve bu konuda yardımlarını esirgemeyen herkese teşekkür ediyorum. Kısmen uygulayamayışım ise, düğün için bir günlüğüne şehir dışına çıkmamız ve ikizleri teyzelerine emanet etmemizle başladı.Teyzelerinin yoğun bel ağrısından ötürü bir kereden birşey olmaz şeklinde yaklaşımı bizi bir sene ayakta uyutmak zorunda bıraktı. Çünkü bir kereden birşey olurdu! Sonra hep öyle uyumak istediler. Bunu yapmasına kızamadım çünkü ikisinin toplam kiloları teyzesinin kilosunun 3'de 1'ini biraz geçiyordu. Büyüdükçe uyuma süreleri azalıyor, uykuya geçiş süreleri artıyordu.Tabiki Chris Botti dinlerken uyuyakalmayacaklardı. Bir sene bu böyle devam etti ve nihayetinde yataklarında ritmik hareket olmadan uykuya geçmeyi öğrendiler. 
Uyku eğitimi mi? Tabiki denendi. Henüz 1 yaşında bile değillerdi. Çağan 15. gün ısrarla öyle uyumayı reddediyor ve ben hâlâ direniyordum. En sonunda Serhat'la birbirimize gözlü ve sözlü uçmak üzereyken bu eğitimi sonlandırmaya karar verdik.
"Yün yelek giydirmem!"
Doğumdan önce zinhar reddettiğimi ve asla örmemeleri konusunda kesin uyarılarımı pek de kaale almamış olacaklar ki, anane, babaanne tayfası kollusu, kolsuzu, üstten giydirmelisi, yandan cırtlısı şeklinde çeşitlendirerek stok yapmışlar. İlk bebeklerimiz... Nasıl özenliyiz her yeni anne baba adayı gibi. Hostes arkadaşımıza Amerika seferinden siparişle getirttiğimiz bir markanın tatlış yumuş tulumları, kapşonlu ceketlerini giydirmek dururken yün yelek giydirmek... Ne bileyim öyle işte :)
Sonuç; galeriyi açsam her fotoğrafları yün yelekli ve paçalar çorabın içinde. Şu an yün yelekler hakkındaki net düşüncem, çelik yelekle yarışır ;)
"Açıkan, acıktığı zaman yer!"
Şimdi sakin ol ve o elindeki kaşığı masaya bırak!
Yemek yedirmek için elimde tabakla peşlerinden gezmeyecektim tâbi. Sonuçta acıktıysa ve yemeği önüne kadar geliyorsa neden doğasında olan bir gereksinimini karşılamasın?
Ha bir de, evde ne pişiyorsa herkes onu yiyecek!
Çok da ünlemli konuşmamak gerekiyormuş.
Nilda henüz 4 aylıkken mamayı reddetmesiyle başladı master fantastik hareketlerim. İlk zamanlar uykuya geçmesini bekliyor ve daldığı anda biberonu sokuşturuyordum ağzına. Bir tek uykudayken besleyebiliyordum. Bazen uykusunda da beslenmeyi reddediyor ve ben uykuda olduğu iki saat boyunca on dakika aralıklarla biberonu alması için sürekli girişimlerde bulunuyorum. İlerde elimde tabakla peşinden yalvar yakar gezineceğim günlerin sinyaliydi sanki bu. Biberon başlığını değiştirmeler, başka mamalar denemeler, karşısına geçip yedek biberondaki mamayı içmeler, su veriyormuş gibi yapıp mamayı iteklemeler derken bu çocuk yemiyor diye doktor kapısı çalındı.
Doktorumuzun kesinlikle zorlamamamız konusunda uyarısı ve geçici bir durum olduğunu belirtmesiyle, yoğun sevgi, merhamet ve sürekli yedirme istemiyle devam eden annelik günlerimden 'yedirme' eylemini Nilda'da gerçekleştiremiyor, onu yemesi için asla zorlamıyordum.
Sonuç, doktorumuzun söylediği gibi geçici bir süreçmiş. Geçti. Stresten tiroidlerimin roket hızıyla çalıştığını, gerginliğimin ve yorgunluğumun iki katına çıktığını, olaylara daha heyecanlı tepkiler vermek gibi mental etkileri saymazsak.
3 yaşına girmelerine iki ay var. Yukardaki hikayeden yola çıkarak tahmin edebilirsiniz ki, evde pişen her şeyi yemiyorlar. İkisinin de damak tadı birbirinden farklı. Biri daha dişe dokunur şeyler yemek isterken diğeri daha sulu yemekler tercih ediyor. Baksanız ikisi de aynı ellerde ve onlara sunulan aynı şartlar altında aynı anda büyüyor. Elimde tabakla gezmesem de, yemek yedirirken master fantastik hareketlerimi sonuna kadar zorluyorum. Bazen de pişen yemeğin altını kapatmak suretiyle oyuna girişiyorum. Çünkü midelerinden önce kalpleri doysun.
34 aydır tükürdüklerimi yalamamı da tek kelime anlatabilir.
Çünkü analıqıue :)

 
 

Yorum Yap