Belki Emzirmek Dünyanın En Muhteşem Şeyi Değildir

Doğum yaptıktan sonra iki konuda kadınların birbirlerinden bazı şeyleri sakladığını ve bilerek birbirlerine anlatmadıklarını düşünmeye başladım. Ta ki ben doğurdum sonra başladı itiraflar. Bunlardan biri doğum, diğeri emzirme! Ne demek istiyor bu kadın diyeceksiniz ama hemen anlatayım. Sanırım hiç bir kadın başka bir kadını korkutmak, ürkütmek istemiyor. Yoksa bence herkes adı gibi biliyor doğumun da emzirmenin de hiç kolay olmadığını. Sevgili hamile okuyucu istersen bundan sonrasını doğumdan sonra oku çünkü ben daha fazla üstü kapalı anlatamayacağım bu mevzuları. :)

Hamileyken ebeden öğrendiğim bilgiler ışığında epidural işine sıcak bakmıyordum. Epidural alan bebeklerin uykulu ve biraz tembel doğabileceklerini bu yüzden de emme reflekslerinin başta düşük olabileceklerini söylemişti. Süt verimi için mümkünse çocuğun doğduğu gibi en geç 1 saat içinde emzirilmesini önermişti. Nitekim epidural almadan dayandım ve cin gibi bir Lavinia doğdu. Baya gözler açık, kafa havada meraklı bir minikle 1 saat ten tene bakışıp karşılıklı ağlayıp durduk. Doğumda işler istediğim gibi gitmişti. Kafamdaki senaryoda olduğu gibi doğal epiduralsiz doğum, bebek doğduğu gibi üzerime verilmesiyle ten tene temas ve ilk 1 saat içinde emzirme… Tüm bunlar gerçekleşti. Lavinia’yı ilk emzirmek istediğimde anında ağzını açtı ve kendini memeye yapıştırdı. Şok geçirdim! İyi hoş her şeyi okuduk ettik doğumdan önce. Bebekler emme içgüdüsüyle gelir falan da bu nasıl bir içgüdüymüş inanamadım. Biliyorum her ilk emzirme böyle olmaya biliyor ve bu açıdan şanslıydım ama epidural almayışımın da bunda etkisi vardır heralde!  Umuyorum öyledir. Kesin öyledir değil mi yoksa ben bu acıları boşuna mı çektim diye bağırasım gelir :) :) Epidural almamakta ki tek motivasyonum buydu çünkü. Gel gör ki hesaba katmadığım bişey vardı o da sütün yetemeyeceğiydi. Sütün hemen gelmeyeceğini bunun birkaç gün sürebileceğini biliyordum. Kafamı buna hazırlamıştım. Başta süt gelmez ama devamlı emzir ki vücut tetiklensin gibi temel bilgiler cepteydi ve ilk uygulama da böyle oldu. Nitekim hastanede hemşirelerin beklentisi ortalama 2-3 günde sütün gelmesiyken bende 4. günün sabahında hala çok da süt yoktu. Zaten üçüncü günün sabahı Lavinia ilk kez açlık çığlıklarını basmıştı. İlk 3 gün her gün kilo düşüşü olmasına rağmen mama vermemek için direndim. Hemşireler de destekledi ve mama vermedik. Ancak 3.günde de kilo da düşme olunca daha fazla kilo vermesini riskli gördükleri için mama vermeyi teklif ettiler. Tabi ben deliler gibi okuyup araştırmışım her ince ayrıntıyı hesaplamışım emzirme konusunda ve feci mama karşıtıyım ama yapacak bişey yoktu. İstemediğim ot başımda bitmişti. Hem kiloda artış yoktu hem de Lavinia ilk kez bu kadar çok ağlıyor ve asla sakinleşmiyordu. O andan sonra artık evimizin muhteşem sloganı olan “BU ÇOCUK AÇ” ortaya çıkmış oldu.

O kadar çok okudum ve araştırdım ki emzirme konusunu, başıma gelecek tüm sorunları ve çözümlerini öyle biliyorum ki anlatamam! Tabi ki sütün yetmeyebileceğini bu durumda mama gerekebileceğinin de farkındaydım ama bir taraftan da mama benim için son çare bile değildi. O süt gelecekti, elbet gelir neden gelmesin ki. Uğraşmalıydım ve ben bu çocuğun annesiysem o sütü üretebilmeliydim. Doğamız bu değil miydi sonuçta? Nitekim dördüncü gün hastaneden çıkıp eve geldik. (Avusturya’da doğal doğumlarda da 3-4 gün hastanede kalmak mümkün oluyor) Kısa bir süre sonra Lavinia açıktı ve emzirdim ama çok ağlıyordu ve asla sakinleşmiyordu. Bu sefer benim tavan yapmış hormonlarım da bana bambaşka şeyler yaşatıyordu. Murat ben gidip mama alayım dediğinde hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım. Çünkü içimdeki hissiyat “ben çocuğumu doyuramıyorum” diyordu. Merhaba annelik, hoşgeldin vicdan azapları…. 

İlerleyen günlerde mama vermeye devam ediyorduk ama her emzirme sonrası Lavinia’nın doymadığına ve mama vermemiz gerektiğine Murat’ın beni ikna etmesi gerekiyordu. Ben de onu doyduğuna ikna etmeye çalışıyordum. Bir taraftan da çocuk doktoruyla sıkı bir kilo takibi vardı ve tablo hiç de hoş gitmiyordu. Kilo alımı çok yavaştı. Benim kafamda sürekli ya çocuk biberona alışır ve onu kolay bulduğu için memeyi bırakırsa ya da mamanın tadını anne sütüne tercih ederse diye fikirler dolaşıp duruyordu. Biberona alışmasın diye memeye bağlanan bir sistemle (SNS) mama veriyorduk. Önce emzir sonra doyup doymadığını anla sonra yine mama hazırlama diye giden bu döngü beni çok bunaltıyordu. Zaten her emzirme en az 45-50 dk sürüyordu. Özellikle geceleri “emzirmek istemiyorum artık” diye isyan ettiğimi hatırlıyorum. Tüm bu süreçte emzirme ile ilgili iyi giden tek şey hiç meme ucu yarası olmamasıydı. Yine de başlarda hep acıyordu ama dayanılmayacak kadar kötü değildi. O zaman en çok hayalini kurduğum şey Lavinia’yı göğsüme koyup acı çekmeden emzirmekti. Bir diğer güzel şeyse yurtdışında yaşadığım içn herhangi bir sosyal baskıya maruz kalmadım. Bir de devamlı emziriyor musun, sütün var mıları duysaydım sanırım iyice delirebilirdim.

Tüm bunlar yaşanırken kendime şunu soruyordum; hani emzirmek şahane bir duyguydu, hani çocuğuna süt vermek muhteşem bir şeydi, neden ben böyle hissetmiyorum? Neden bana emzirmek genelde bir zulüm gibi geliyordu, neden hiç zevk almıyordum ve neden sadece görev bilinciyle emziriyorum? Sanırım tüm okuduklarım ve duyduklarımdan emzirmeyi baya kutsallaştırmıştım kafamda. Annem de hep emzirmenin çok güzel bir duygu olduğunu, beni de kardeşimi de sütten kestiğinde çok üzüldüğünü söyler. Oysa ben emzirmeyi bırakacağım günü iple çekiyordum o dönemde. 

Şu an Lavinia 6 aylık ve emzirmek artık eziyet vermiyor. Zaten eskisine göre emzirme seansları çok kısa sürüyor. Mama ile bağımızı hala koparamadık ve ihtiyacının üçte birini mamadan karşılıyor olsa da artık ona biberonda mama verince o kadar çok vicdan azabı çekmiyorum. Lavinia 4,5-5 aylık olduğunda artık mamaya düşmanlık beslememeye başladım. Geç de olsa bu durumu kabullendim. Sütümü arttırmak ve çocuğumu sadece anne sütüyle beslemek için elimden gelen her şeyi yaptığımı düşünüyorum. Sonuçta tam olarak istediğim gibi olmasa da en azından gönlüm rahat. Belki de diyorum ben bu kadar uğraşmasaydım ya da içimde mamaya karşı direnç olmasaydı emzirmek zaten baştan çok zor gelir ve tamamen mamaya geçerdim. 

Sevgili Hamile Okuyucu, buraya kadar okuduysan eğer; evet emzirmek zor ve meşakkatli ama gerçekten ilk birkaç ay böyle sonra zaten bir bakmışsın çocuk tepene çıkmış meme için. Hatta emzirmek bebekle senin aradan bir iletişim şekli olmuş, oyuna bile dönmüş. Ne de olsa onlar işini doğuştan biliyor. Doğum öncesi bilgili olmayı çok önemsiyorum. İnsan ne kadar bilgi sahibiyse o kadar az korkar ve endişe duyar diye düşünüyorum fakat bazen de bende olduğu gibi bu kadar bilgi kafanızda bazı bariyerlerde kurup sizi kesin yargılara da düşürebilir. Her zaman biraz esneklik payı bırakmak lazım. Hele ki mevzu çocuk gibi asla stabil olmayan doğrular içeren bir mevzuysa. Emzirmek ya da emzirememek seni asla eksik bir anne yapmaz!

Sevgiler 

Setenay

VİYANA'DAN GÖÇMEN BİR ANNE ANLATMAYA BAŞLIYOR

KANATSIZ MELEKLER

Setenay Tuğrul kimdir? 1991 Balıkesir doğumluyum, Ankara’da büyüdüm. Lise öğrenimimi tamamladıktan sonra 2009 yılında mimarlık eğitimi için Viyana’ya geldim. Yeni yeni anlıyorum aslında gelmek değil tam olarak göçmekmiş bu. 2016 yılında evlendim ve 2018 Ağustos ayında kızımız Lavinia hayatımıza girdi. Viyana’da taze göçmen bir anneyim. Anne olmak benim için bir istekten öte hep bir içgüdü oldu. Çocuklarla sohbet etmeyi ve hayatı paylaşmayı çok seviyorum. Sizlerle hem kendi kültürü hem de başka kültürler içinde uzakta anne olmak nasılın hikayesini paylaşmak istiyorum. Yolculuğuma eşlik eden herkese teşekkürler…


3 yorum


  • Aysen

    Sevgili Setenay,
    istemesem de dogumlar sezeryan oldu ve ikisi de gayet cin gibi dogdular, ve doğar doğmaz da deli gibi emdiler,ve doğumun ertesi günü sütün gelişini resmen gözlerimle görüp şahid oldum diyebilirim😂( senin bir takim teorilerini bozduysam kusuruma bakma)
    Ikisini de neredeyse iki yıl emzirdim, iki bebege de mama vermeden emzirdim ve geriye dönüp baktığımda da hala çok güzel hatırlıyorum. Acilimiydi?Evet çok aciliydi! Hem sezeryanin bitmeyen acısı (hala karnımın bir kısmını hissetmiyorum mesela), hem meme uçları yaraları (ve ahşap yemek kaşığı ısırıp emzirmelerim) lazerli tedaviler, bilmem ağaç kenarı bitkisi sularıyla masajlar, yanı çektiğim acının hesabı yoktu ama hepsi bir iki ay sonra bitti,,,şimdi geriye baktığımda da yine gülümsüyorum yine iyi ki diyorum. Bence önemli olan, tabulara bağlanıp kesin kararlar vermeden içinden ne geliyorsa onu yapmak ve diğer anneleri hiç bir şeyleri için eleştirmemek, onlara saygı duymak. Sevgiyle!


  • Setenay Tuğrul

    Nevin yorumunu okuyunca ben de 6 ay öncesine gittim. O psikolojiyi çok iyi biliyorum. İnsan kafayı yiyecek gibi oluyor. Hatta ben bir kadının bir çocuk için yeterli sütü nasıl üretebildiğini hala anlamıyorum. Benim vücudum yapamadı bunu! Aklım hala almıyor nasıl olmadı ve hala da nasıl olmuyor diye. Maceranın mutlu sonunu bence bebeğinle senin sağlıklı olman gerisi hiç önemli değil. Mama ya da mamasız herkes bir şekilde beslenip büyüyor. Sevgiler


  • nevin alkan

    Dürüst paylaşımınız için çok teşekkürler. Benim kızım şu anda 20 aylık. Ben 4 ay zar zor emzirebildim. Bütün gün dışarda dolaşsam sütüm göğsümde birikip de rahatsızlık vermezdi. Çünkü yok denecek kadar azdı. 4. ay dolduğunda aniden kesildi. 1 damla bile gelmedi. Zaten aylarca kendimi yetersiz hissetme ve her mama verişimde vijdan azabı beni tüketmişti. Hele ki sütüm artsın diye 1 saat emzirdikten sonra beynime hala süt üretmesi sinyali gitain diye bir o kadar da süt sağmak… Kendimi 4 ayda tükettim. Boyun fıtığı oldum. Psikolojim bozuldu. Halihazırda hamile olanlar umarım okumazlar :) Emzirmeyi hiç bir zaman sevemedim. Ve bu olumsuz macerayı mutlu sona bağlayamadım. Sevgiler


Yorum Yap